CD1

Yaşıtları okul ve flört peşinde koşarken magazin dergilerinde Levi’s, CK gibi dünya markaları için çoktan kapak olan ve bir çok modelin hayal ettiği gibi beyazperdeye geçmek için uygun bir fırsat bekleyen Cameron, gerçek bir afet görünümde Tina Carlyle rolüyle gönüllerimizi fethetti. Bu rolün ona verilmesi bir kaç deneme sonrasında olmasına rağmen filmi seyrettiğimizde ilk rolünün son rolü olmayacağını da çok iyi biliyorduk🙂

Maske filmindeki şaşırtıcı ve beklenenin ötesindeki performansından sonra türkiyede pek de fazla bilinmeyen The Last Supper – 1995, Feeling Minnesota – 1996, She’s the One – 1996, A Life Less Ordinary – 1997, gibi bir kaç filmde çok da öne çıkmayan rollerde aktrislik özelliklerini pişiren Cameron My Best Friend’s Wedding – 1997 filmiyle beraber supporting character rollerinin de sonuncusuna gelmişti 1998 yılına gelindiğinde artık kadro olarak da bütçe olarak da büyük bir prodüksiyonda üstelik başrolde karşımızdaydı. hatta içimizden birçoğumuz 1998 yapımı olan, türkçeye ah mary vah mary olarak çevrilen ve bizlere, ‘aslında bu Mary de gerçekten farklı bir şeyler var’ dedirten There’s something about Mary filmiyle onu kalplerimize kazıdık. her zaman iyimser tavrıyla ve derin mavi gözlerinden gelen içten gülüşüyle kanatsız bir melekti🙂

Manşetlere çıktığı ve New York eleştirmenler derneği tarafından en iyi aktris ödülüyle onurlandırıldığı bu filmden sonra Cameron, kariyerine bir gazeteciyi canlandırdığı Fear and Loathing in Las Vegas – 1998 filmiyle devam etti. Ardından aslında bir kara komedi örneği olan Very Bad Things – 1998 filminde kurnaz, nerdeyse psikopat bir kadını canlandırdı. Oldukça karmaşık ilişkilerin resmedildiği Being John Malkovich – 1999 filmindeki kendine has çok yönlü acting tarzıyla 2000 yılına gelindiğinde daha ciddi rollerin de üstesinden gelebileceğinin sinyallerini veriyordu. Babasından kalan rugby takımın otoriter ve dişli sahibi rolünü canlandırdığı Any Given Sunday – 1999 filminde başarılı bir kompozisyon çizdi.

Sundance film festivalinde de gösterilen Things You Can Tell Just by Looking at Her – 2000 ve ardından gelen Invisible Circus – 2000 filmleri Cameronun kariyerinde zorlayıcı, anlamlı roller olarak yerini aldı.

Heralde gülüşüyle mutluluk dağıtan neşeli ve hayat dolu yıldızımız da sinema kariyerinde bir değişiklik yapmak istediğinden olsa gerek Drew Barrymore ve Lucy Liu ile birlikte başrolü paylaştığı ama açıkça ikisinden de iyi oyuncu olduğunu gösterdiği Charlie’s Angels – 2000 filmiyle biraz macera biraz komedi kısacası sabun köpüğü tarzını denedi, ve bunda da gayet yetenekli olduğunu attığı tekmelerin yerini bulmasıyla bizlere ispat etti!!🙂

Vanilla SkyJulie Gianni karakteriyle Diaz, Vanilla Sky – 2001 filminde tam bir playboy portresi çizen Tom Cruise’un sadece fiziksel ilişkisi olmayı kabul etmeyen bir rolde daha da saygı kazandı ve bu role bir yandan azla yetinmeyen, bir yandan da seksi bir kadının ruhunu gayet başarılı olarak yansıttı. Bir sonraki yıl içinde çektiği ilk film olan The Sweetest Thing fazla tatminkar olamasa da, Cameron’un takıntı yaratacak çekiciliğiyle, insanı kendine bağlayan o hınzır gülüşleriyle akıllarımızda kaldı. Ardından aynı yıl içinde Gangs of New York filminde Leonardo Di Caprio’nun yankesici rolüyle izledik kendisini.

Takvimler 2003’ü gösterdiğinde her sahnesiyle bir devam filmi olduğu belli olan bir yapımda Charlie’s Angels – Full Throttle ile merhaba dedik kendisine. Yine bol aksiyon, bol şamata, bol sportif faaliyetler ve bol bol abartı vardı🙂 Himalayalar’da sadece erkeklerin olduğu bara girmesi, motorsiklet üzerindeki hareketleri, dansları, Demi Moore ile dövüş sahneleri biryana sörf tahtası üzerindeki enstantene bu filmden bahsedilince sanırım akla ilk gelen Cameron öğesi oluyordur..

Yıldızımız 2004 yılında yine bir devam yapımında bu sefer sesiyle yer aldı. Evet doğru tahmin ettiniz. Shrek 2!

In Her Shoes – 2005 yapımında oynadığı Maggie Feller rolü, hayattan günlük beklentileri olan, sığ düşünen, amaçsız yaşayan biriyle bütün film geçecek derken birden değişen karakteriyle bizleri hem filme bağladı hem de Camerona🙂 bir kez daha😉

The Holiday – 2006 yapımı ise artık olgun sayılabilecek bir yaşa gelmiş ama jest ve mimiklerinden enerjisi, canlılığı rahatlıkla görülen güzel gözlü yıldızımız için biraz farklı bir portre çizme olanağı sunmuş, o da bunu gayet iyi değerlendirmişti. O ana kadar erkeklere göre daha geri planda, onlara uyan bir doğrultuda izlediğimiz Cameron tipi gitmiş (Charlie’s Angels hariç, o film bu tanım dışında🙂 ) yerine dediğim dedik,tam bağımsız ve iddialı bir prodüktör olan Cameron gelmişti. Ancak Jude Law’ ın karizmasına bu prodüktör ancak bir gün dayanabilmişti üstelik Cameron Diaz olduğu halde🙂 Eşini kaybetmiş bir adamın 2 kızını hemcins olmasına rağmen sevimliliği ve içten tavırlarıyla kazanması filmin seyrine iyice kaptırmamızı sağlarken, önce kariyerini ve işini seçmesi biraz bizleri kendimize getirmekle beraber, adeta klişeleşmiş bir sahne olarak taksiyi yoldan geri döndürmesiyle film tam bir noelde mutluluk ve euphoria örneği haline geldi.. Ama kişisel fikrimdir bu kadar olumlu havaya rağmen Cameron Diaz’ı seyrettiğim en güzel rollerden biriydi, elbette Mary’den sonra🙂

Güzel starımız bu kadar çalışmanın yanında özel hayatıyla da medyanın satırlarında yer aldı..Justin Timberlake ile 3 seneyi aşan beraberliğini resmi beyanatlar vererek basın toplantılarıyla bitirmeleri, ardından çok geçmeden Timberlake’in bir anlamda çağdaş rakiplerinden Scarlett Johansson ile flörtü.. Acaba bütün bunlar şimdiye kadar doğal sarışınlığıyla hafızamızda yer eden güzel oyuncunun görüntüsünü değiştirip siyah saçıyla karşımıza çıkmasına mı sebep olmuştu?? Sebep ne olursa olsun bu görüntünün de Diaz hayranı biri olarak ona tabiri caizse cuk oturduğunu söylemekten hiç çekinmiyorum..

Artık 30lü yaşların 2.yarısını sürmeye başlayan starımıza daha oturaklı, ödüllere vesile olacak roller ( bir Oscar adaylığı neden olmasın? Charlize’den neyi eksik🙂 ) ve tutarlı bir ilişki ( ne haddimizeyse🙂 ) diliyoruz..

<roger>