Merhaba,

Sinemaseverler için yılın en keyifli zamanı geldi çattı! ) 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 30 Mart gecesi ünlü yönetmen Ferzan Özpetek’in son filmi “Saturno Contro – Bir Ömür Yetmez” ile açılıyor… 15 Nisan’a kadar sürecek başarılı organizasyonda, yine her sinemasevere hitap edecek dünyanın dört bir yanından birçok film sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Şimdi kısaca kuşaklara göz atalım:

ULUSLARARASI YARIŞMA

Uluslarası Yarışma jürisinin başkanlığını bu yıl ünlü yönetmen Micheal Radford yapacak. Ayrıca bu bölümde iki Türk filmi de yarışacak: Derviş Zaim’in son filmi “Cenneti Beklerken” ve Sırrı Süreyya Önder & Muharrem Gülmez’in yönetmenliğini yaptığı “Beynelmilel“. Sienna Miller’lı “Factory Girl – Edie“, Güney Kore’ye bu yıl yabancı film dalında Oscar adaylığı getiren “The King and The Clown – Kral ve Soytarı“, İranlı ünlü yönetmen Bahman Ghobadi’den bir yol filmi “Niwe Mung – Yarım Ay“, Tony ödüllü yazar Nicholas Hytner Broadway’de olay yaratan oyununu beyazperdeye taşıdığı “The History Boys – Tarih Öğrencileri“, Steve Buscemi’li “Delirious – Delicesine“, Danimarka’dan bir kara komedi örneği “Kunsten At Graede I Kor – Ağlama Sanatı” merakla beklediğim diğer yarışma filmleri…

Ayrıca yarışma dışı başlığı altında 5 film daha gösterilecek: Gerard Depardieu’lü “Quand J’étais Chanteur – Şantör“, efsanevi aktör Peter O’Toole’a bu yıl Oscar adaylığı getiren “Venus – Venüs“, Kenneth Branagh’ın Mozart’ın ünlü operasını beyazperdeye uyarladığı “The Magic Flute – Sihirli Flüt“, ünlü Fransız oyun yazarı Moliere’in gençlik yıllarının anlatıldığı ve festivalin gediklisi başarılı genç oyuncu Romain Duris’in başrolünü üstlendiği “Moliere” ve ünlü yönetmen Agnieszka Holland’ın bol yıldızlı son filmi “Copying BeethovenBeethoven’ı Anlamak“.

AKBANK GALALARI

Festival süresince hafta içi her akşam 21.30′da ilk gösterimleri yapılacak bu iddialı yapımlardan bazıları şöyle:

“Pi” ile tanınan ünlü yönetmen Darren Aranofsky’nin 6 yıl aradan sonra çektiği son filmiThe Fountain – Kaynak“, Oscar ödüllü yönetmen Sofia Coppola’dan “Marie Antoinette“, bu yılın en iyi film Oscar’ına aday olan sevimli yol filmi “Little Miss SunshineKüçük Günışığım“, “En İyi Yabancı Film” Oscar’ını kazanan “Pan’s Labyrinth – Labirent“, Hollanda’nın 2007 Oscar aday adayı “Zwartboek – Kara Kitap“, bol yıldızlı “Hollywoodland” ve İtalya’nın Oscar adayı “Nuevo Mundo – Yeni Dünya” kaçırılmaması gereken filmlerinden! )

“Ustalara Saygı”, “Dünya Festivallerinden”, “Mayınlı Bölge”, “NTV Belgesel Kuşağı”, “Sinemada İnsan Hakları”, “Geceyarısı Çılgınlığı”, “Yıllara Meydan Okuyanlar”, “Canlandırma Sineması – Babadan Oğula: Miyazaki”; festivalin diğer kuşaklarından yalnızca birkaçı…

İyisi mi siz hemen bir festival kitapçığı alın ve seçmeye şimdiden başlayın!

— FESTİVAL’den diğer haberler —

Festivalin Ödülleri

 

Sinema Onur Ödülü : Gus Van Sant

Uluslararası Yarışma
Altın Lale Ödülü : Tekrar (Joachim Trier)
Jüri Özel Ödülü : Delicesine (Tom DiCillo)

Ulusal Yarışma
En İyi Filmi: İklimler (Nuri Bilge Ceyhan)
En İyi Yönetmen : Zeki Demirkubuz (Kader)
En İyi Erkek Oyuncu : Erkan Can (Takva), Ufuk Bayraktar (Kader)
En İyi Kadın Oyuncu : Özgü Namal (Beynelmilel)
Jüri Özel Ödülü : Beynelmilel

Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIPRESCI Ödülleri
Ağlama Sanatı (Peter Schonau Fog)
Kader (Zeki Demirkubuz)

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE)
Bamako (Abderrahmane Sissako)

Radikal Gazetesi Halk Ödülleri
Yarım Ay (Bahman Ghobadi)
İklimler (Nuri Bilge Ceyhan)

ve bana göre en ilginç ödül de:
Ömür Boyu Bilet Ödülü
Vahit Tansoy (1986′dan beri her yıl Antalya’dan gelerek Festival’i takip eden, şimdiye kadar Festival’de en fazla film izleme rekorunu elinde bulunduran, iki haftada 70′in üzerinde film seyreden bir izleyici)

Mutluluk

Zülfü Livaneli’nin eserinden sinemaya uyarlanan, müzikleri de Livaneli’ye ait bu Abdullah Oğuz filmi, “Kaderinden kaçan üç kişinin mutluluğa yolculuğu”nu konu alıyor. Meryem, köy tarafından “kirli” damgası yemiş 17 yaşında bir genç kızdır. Akrabası Cemal ise, bu “kir”i temizlemek üzere aile tarafından görevlendirilen “Azrail”dir. Bu ikilinin, köylerinden başlayıp İstanbul’a, ordan da Marmaris’e uzanan yolculukları, İrfan Bey’le karşılaşmalarından sonra bambaşka bir hal alacaktır. Kendi deyimiyle “yalan ve sahte” hayatından uzaklaşıp teknesiyle özgürlüğe yelken açan İrfan Bey ise yaşı kemale ermiş bir profesördür. Farklı dünyalardan, farklı amaçlar için gelip de bir teknede yolları kesişen bu üçlünün birbirlerinden öğrenecek çok şeyleri vardır.

Özellikle ilk yarısı diyalogsuz ve sıkıcı geçen bu filmi ayakta tutan -bana göre- iki unsur var: İlki, başarılı çekim teknikleri ve kamera açılarıyla, göze hoş gelen sahneler yaratan Abdullah Oğuz; diğeriyse -kendisine ayrı bir paragraf açmak istediğim- Özgü Namal.

Son zamanlarda dizi, film ve reklamlarda sıkça gördüğümüz (ha bir de Bebek’te bir benzin istasyonunda alışveriş yaparken gördüm kendisini) Özgü Namal, oynadığı Meryem rolü için biçilmiş kaftan bana göre. “Masum” rolleri kendisine çok yakıştırıyor ve bu filmdeki oyunculuğunu çok başarılı buluyorum. 26.Uluslararası İstanbul Film Festivalinde bu filmi izleyip kendisiyle röportaj yapan New York Post yazarı da benden farklı düşünmüyor olacak ki, performansına hayran kaldığını belirtmiş güzel oyuncunun.

Yine de genel bir değerlendirme yapacak olursak, bünyesindeki usta oyunculara rağmen Mutluluk filmi, “iz bırakan” bir film olmaktan hayli uzak. Her ne kadar güncel ve önemli bir konuya parmak bassa da, “dişe dokunur” bir senaryosu olmayan her film gibi, Mutluluk da vasatın bir hayli altında kalmaya mahkum ne yazık ki.

Falafel

 

Beyrut’ta sıcak bir yaz gecesi. Sıkıntılı savaş dönemi biteli 15 yıl olmuş fakat, savaşın izleri şehrin her köşesinde kendini hissettiriyor, sürekli gergin bir hava hakim Beyrut’un en normal olması gereken köşelerinde. Bu haldeki bir şehirde, artık savaştan ve politikadan bıkmış, bunların bahsini bile etmek istemeyen bir genç nesil var ve işte bu genç nesilden bir birey; Tevfik. Falafel’de işte bu kahramanımız Tevfik’in ailesini, arkadaşlarını, onlarla olan bağını ve bir yaz gecesini nasıl geçirdiğini görüyoruz. ve hala merak ediyoruz Abudi hala bekliyor mu?

Lübnanlı yönetmen Michel Kammoun’un ilk uzun metraj yapımı olan Falafel, her ne kadar birkaç sahnesi oldukça kopuk görünse de, bütününe bakıldığında sıcak, anlatmak istediğini üzerinde biraz düşününce verebilen, yeterli aralıklarla serpiştirilmiş gülümseten hatta güldüren sahneler ile sıkılmadan izlenebilen bir film. Film bittikten sonra, Kammoun’un, filmini henüz 18 yaşındayken bir kazada yaşamını yitiren kardeşine ithaf etmiş olduğunu gördüğümüzde, filme ağırlığını koyan noktalardan biri olan kardeşlik ve aile sevgisinin, intikam duygusunun üstünde olduğu teması çok daha çarpıcı bir şekilde farkediliyor.