Betty Mahmudi’nin yaşanmış bir olayı kaleme aldığı aynı isimli kitabından (Varlık Yayınları) beyazperdeye aktarılan KIZIM OLMADAN ASLA, bir annenin kızı uğruna katlanabileceği sıkıntıları konu alıyor.

 

Betty, Amerika’da uzun yıllar yaşamış bir doktor olan Mudi ile evleniyor ve Mehtap adında bir kızları oluyor. Humeyni rejimiyle birlikte değişen İran’ı görmek isteyen Mudi, orada güvende olacakları, istedikleri zaman da geri dönebilecekleri vaadiyle Betty’yi ikna ediyor ve kızlarını da alarak beraber Tahran’ın yolunu tutuyorlar. Fakat oraya vardıklarında işler bambaşka bir hal alıyor. Geniş ve tutucu bir ailesi olan Mudi, kısa zamanda onların hayat tarzına boyun eğmek zorunda kalıyor ve karısına ve kızına karşı davranışları değişiyor, eski uysal halinden eser kalmıyor. Üstelik -yine ailenin baskısıyla- Tahran’a yerleşmek isteyip, Mehtap’ı da kendi usüllerince giydirmeye ve eğitim vermeye başlayınca Betty için kaçmaktan başka çare kalmıyor. Ne var ki, İran kanunlarına göre yanında kocası olmadan kızıyla birlikte kaçması mümkün olmadığından, gizli ve tehlikeli bir kaçış serüveni başlıyor genç kadın için. Kızını kucakladığı gibi yollara düşen Betty, türlü badireler atlatarak geçen zor günlerin ardından Suriye üzerinden Türkiye’ye giriş yaparak başarıyla tamamlıyor yolculuğunu. Ne de olsa burası “küçük Amerika”, değil mi!..

Filmin final sahnesi hayli ilginç: Türkiye’ye salimen varan anne kızın Amerikan bayrağının dalgalandığı konsolosluk binasına doğru bir yürüyüşleri var ki, sanırsınız cennetin kapısındalar. Niyeti -her zamanki gibi- “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek” olan Hollywood, bizi, İranlıların “öcü” olduğuna ikna etmek için çok çabalamış gene. Yine de, İrandaki baskıcı yaşam tarzını bire bin katarak anlatan 1991 yapımı bu propaganda filmini, -ne yazık ki- ikinci planda kalan “insani” yönlerine odaklanarak annenizle birlikte izleyebilirsiniz bu anlamlı ve güzel pazar gününde.