Zülfü Livaneli’nin eserinden sinemaya uyarlanan, müzikleri de Livaneli’ye ait bu Abdullah Oğuz filmi, “Kaderinden kaçan üç kişinin mutluluğa yolculuğu”nu konu alıyor. Meryem, köy tarafından “kirli” damgası yemiş 17 yaşında bir genç kızdır. Akrabası Cemal ise, bu “kir”i temizlemek üzere aile tarafından görevlendirilen “Azrail”dir. Bu ikilinin, köylerinden başlayıp İstanbul’a, ordan da Marmaris’e uzanan yolculukları, İrfan Bey’le karşılaşmalarından sonra bambaşka bir hal alacaktır. Kendi deyimiyle “yalan ve sahte” hayatından uzaklaşıp teknesiyle özgürlüğe yelken açan İrfan Bey ise yaşı kemale ermiş bir profesördür. Farklı dünyalardan, farklı amaçlar için gelip de bir teknede yolları kesişen bu üçlünün birbirlerinden öğrenecek çok şeyleri vardır.

Özellikle ilk yarısı diyalogsuz ve sıkıcı geçen bu filmi ayakta tutan -bana göre- iki unsur var: İlki, başarılı çekim teknikleri ve kamera açılarıyla, göze hoş gelen sahneler yaratan Abdullah Oğuz; diğeriyse -kendisine ayrı bir paragraf açmak istediğim- Özgü Namal.

Son zamanlarda dizi, film ve reklamlarda sıkça gördüğümüz (ha bir de Bebek’te bir benzin istasyonunda alışveriş yaparken gördüm kendisini) Özgü Namal, oynadığı Meryem rolü için biçilmiş kaftan bana göre. “Masum” rolleri kendisine çok yakıştırıyor ve bu filmdeki oyunculuğunu çok başarılı buluyorum. 26.Uluslararası İstanbul Film Festivalinde bu filmi izleyip kendisiyle röportaj yapan New York Post yazarı da benden farklı düşünmüyor olacak ki, performansına hayran kaldığını belirtmiş güzel oyuncunun.

Yine de genel bir değerlendirme yapacak olursak, bünyesindeki usta oyunculara rağmen Mutluluk filmi, “iz bırakan” bir film olmaktan hayli uzak. Her ne kadar güncel ve önemli bir konuya parmak bassa da, “dişe dokunur” bir senaryosu olmayan her film gibi, Mutluluk da vasatın bir hayli altında kalmaya mahkum ne yazık ki.