4. Indiana Jones filmine 6 aday isim

Birçok Hollywood filminin sonunda gördüğümüz MPAA harflerinin sahibi olan Amerikan Filmleri Kurumu’nda kayıtlı filmler listesine Indiana Jones’la başlayan 6 yeni kayıt eklendi.

Lucasfilm’in çok uzun aradan sonra devam ettirdiği Indiana Jones serisinin 4.filminin adı aşağıdakilerden biri olacak:

  • Indiana Jones and the City of Gods – Indiana Jones ve Tanrılar Şehri – Proje aşamasında kullanılan ve filmin gerçek adı olmaya en güçlü aday.
  • Indiana Jones and the Destroyer of Worlds – Indiana Jones ve Dünyanın Yok Edicisi – Evet biliyorum, dua ediyoruz ki filmin adı bu olmasın, daha çok kafa karıştırması için ortaya atılmış bir isim galiba.
  • Indiana Jones and the Fourth Corner of the Earth – Indiana Jones ve Dünyanın Dördüncü Köşesi
  • Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull – Indiana Jones ve Kristal Kuru Kafa’nın Krallığı – Indiana Jonesvari bir başlık ama kristal, kuru kafa ve krallık olunca insanın aklı ister istemez He-Man’e gidiyor.
  • Indiana Jones and the Lost City of Gold – Indiana Jones ve Kayıp Altın Şehri.
  • Indiana Jones and the Quest for the Covenant – Indiana Jones ve Ahit Macerası.

Sizce Indiana Jones serisine en çok yakışacak hangisi acaba?

Ve Voltron da beyazperdeye geliyor!

İşte çoktandır beklediğim bir haber: 80′lerin ünlü çizgi filmlerinin, sinema filmlerine dönüştürülmesi Transformers’la birlikte bir trende (ve karlı bir yatırıma) dönüştü. Ve Voltron da sonunda bu akımda yerini alıyor. Mark Gordon’un yapımcılığında, 20th Century Fox proje ile yakından ilgileniyor. Yeni He-Man ve Yeni Street Fighter filmlerinin de yazarları arasında olan Justin Marks, senaryo üzerinde çalışmaya çoktan başlamış durumda ve şimdilik bu senaryodan sızan bilgiler Voltron’un uzaylı saldırısı sonrası harabe halindeki New York ve Teksas’ta geçecek olduğu. Dünyayı korumak için, 5 birbirinden farklı karakterde ve “aylak” olarak tanımlayabileceğimiz kahrama, aslan şeklindeki farklı renkde 5 araca (ki bunlar birleşerek dev bir robot oluşturuyorlar) pilotluk ediyorlar.

Pazar sabahları erken kalkmamızı annelerimiz başaramazdı ama Voltron yayınlanmaya başladıktan sonra kahvaltıya çok daha erken oturmaya başlardık. İşte üzerimizde böyle bir güce sahip olan Voltron (ki Voltron ile kıyaslandığında Transformers öyle önemli bir yapım değil diyebilirim) umarım o büyüsünü beyazperdeye de yansıtabilecek bir yapım olarak karşımıza çıkar.

Her ne kadar Transformers gişede çok büyük bir başarı göstermiş olsa da bence mantık sınırlarını aşacak saçmalıkların (evet bilimkurgu da olsa bazı soru işaretlerini uyandırmamalı bir film) gölgesinde kaldı. Voltron tabi ki en az Transformers kadar başarılı görsel efektlere sahip olacak (ve olmalı) bunu bir de çizgi filmlerdeki tutarlılık ile birleştirebilirse kesinlikle başta bahsetmiş olduğum trendin en başarılı örneği olacaktır.

National Treasure: Book of Secrets / Büyük Hazine: Sırlar Kitabı

DaVinci Şifresivari anlatımı ve yüksek temposu ile başarılı kategorisinde sayılabilecek bir aksiyon filmi olan Büyük Hazine 2004 yılında iyi sayılabilecek bir gişe hasılatı toplamıştı.

Şimdi bir devam filmi ile hazine avcısı Ben Gates yine karşımızda ve yine heyecan ve gizem dolu bir koşuşturmaca içerisinde. Bu sefer, John Wilkes Booth’un günlüğünün kayıp bir parçasının bulunması sonucunda Ben’in büyük-büyük-büyükbabası’nın Abraham Lincoln’ün ölümünden sorumlu kişi olduğunun ortaya çıkması ile macera başlıyor. Atasının masumiyetini kanıtlamak için ipucu peşinde koşmaya başlayan Ben, kensini Paris’ten Londra’ya ve oradan yeniden Amerika’ya uzanan bir macerada buluyor. Bu sürede Ben ve ekibi yine şaşırtıcı gelişmelerle karşılaşıp ve dünyanın en gizemli sırlarını açığa çıkarıyorlar.

Yeni filmde, Büyük Hazine’nin Nicholas Cage, Jon Voight, Harvey Keitel, Diane Kruger ve Justin Bartha’lı kadrosuna iki dev oyuncu eklendiğini görüyoruz: Ed Harris ve Helen Mirren.

21 Aralık’ta ABD’de ve 11 Ocak’ta ülkemizde gösterime girecek olan Büyük Hazine: Sırlar Kitabı’nın fragmanı için buraya tıklayın.

Bana şans dile..

Mustafa Hakkında Herşey, Babam ve Oğlum gibi son dönemde Türk seyircisinin beğenisini kazanan başarılı filmlere imza atan Çağan Irmak, ilk uzun metrajlı filmiyle sonbaharda vizyona girmeye hazırlanıyor. Nasıl olur demeyin, 2001 yılında senaryosunu yazıp yönettiği filmi BANA ŞANS DİLE, yapımcı ile ilgili bir sorundan dolayı ancak bu sene vizyona giriyor. Film genel olarak okul içi şiddeti konu alıyor. İçe kapanık, iletişimsiz lise öğrencisi Bahadır, bir sabah dünyayı değiştirmek arzusuyla okula belinde silahla gider. Arkadaşlarını rehin alarak onlardan hayatları boyunca onları en çok yaralayan anılarını anlatmalarını ister. Böylece öğrencilerin hayat öyküleri üzerinden gelişen film, komiserin, öğretmenlerin ve muhabirlerin de katılmasıyla karmaşık bir hal alır.

Yaşatmak istediği gerilimi yaşatabilir mi bilinmez ama katıldığı festivallerden ödülle dönen film, 5 Ekim’de sinemalarda gösterime giriyor. Filmin bir ilginç yanı, İsmail Hacıoğlu ve Melisa Sözen’i 16 yaşındaki halleriyle izleyebilecek oluşumuz.

10,000 B.C.

Kurtuluş Günü(1996), Godzilla(1998), Yarından Sonra(2004) gibi bol efektli gişe filmleriyle tanıdığımız yönetmen Roland Emmerich, yine “ekstrem” bir konuyla kamerasını bu kez Milattan Önce 10000′li yıllara çeviriyor. Senaryosu da Emmerich’e ait olan bu tarih öncesi epik hikayede, kabilesini korumak için keşfedilmemiş topraklara yolculuğa çıkan bir avcının mücadelesi anlatılıyor. Bizleri tarihin karanlık çağlarını keşfe çağıran Dram/Macera türündeki film, 7 Mart 2008′de Türkiye’de gösterime giriyor. 2008′in en “afili” yapımı olması beklenen filmin trailer’ı için: 10,000 B.C.

Simpsonlar Nihayet Beyazperdede

18 yıllık efsane bir dizinin sinema uyarlamasına şüpheli yaklaşablirsiniz. Dizilerdeki o hazzı ve ince esprileri bulamayacağınız korkusuyla tereddütleriniz olabilir “Simpsonlar:Sinema Filmi”ni izlemeden önce. Olmasın. En az dizilerdeki kadar güleceğinizi ve iyi kurgulanmış senaryodan memnun kalacağınızı garanti edebilirim. Ne var ki, filmin dağıtıcısı Özen Film’in filmi 80 kopya dublaj ve yalnızca 1 (bir!) kopya orjinal altyazılı olarak sunması izleyiciden büyük tepki aldı. (Öyle ki, Özen Film’in web sitesinde de bu tepkilere değinilmekle birlikte bu absürd durumun müsebbibi olarak sinema salonlarının talepleri gösteriliyor). Her ne kadar dublaj versiyonlarının da başarılı olabileceğini düşünsem de, dizinin sıkı bir hayranı olarak tek altyazılı versiyonunu izleme şansını İstanbul’da Kanyon Cinebonus’ta yakaladım.(Reklam gibi oldu ama, Homer’ın sesini Ali Poyrazoğlu yerine Dan Castellaneta’dan dinlemek isteyenler için tüyo olarak kabul edebilirsiniz.)

Gelgelelim filmin senaryosuna, filmde çevre kirliliklerinden dem vurulmuş ve Amerikan hükümetinin bu konudaki radikal(!) çözümleri ti’ye alınmış. Bir yandan da Homer’ın herzamanki sorumsuz davranışlarıyla Springfield tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Eh,bunu düzeltmek de yine bizim Simpsonlara kalıyor tabi. Bart’ın babasıyla olan sorunları ve sokaktaki çırılçıplak hali (çok ilgi toplamış nedense:) ), ailenin Alaska’ya kadar uzanan eğlenceli macerası ve diğer bildiğimiz tanıdığımız Springfield ahalisiyle bizlere keyifli bir 90 dakika yaşatıyor film. Senaryoyla ilgili ayrıntıya girmeyerek, filmi henüz izlemeyen dizi hayranlarına, bugünü Homer’ın ve ailesinin maceralarına ayırmalarını tavsiye ediyorum.

Dizinin hemen başında “itchy ve scratchy”yi sinamada izlerken Homer’ın parmağını bize doğrultup (para verip izleyen sinema seyircisine) enayiler demesi, Bart’ın tahtaya 100 defa “bu filmi yasal olmayan yoldan download etmeyeceğim” yazması ve bitiş jeneriğindeki hoşlukla -film bitince koltuklarınızı hemen terketmeyin- Simpsonların filmi vizyonda.

Ingmar Bergman’a veda…

Ulrich Mühe’nin vefatından bu yana henüz bir hafta geçmişti ki, film dünyasından bir büyük yetenek daha hayata gözlerini yumdu. 9-kez Oskar’a aday gösterilmiş (3-kez kazanmış) ve Irving G. Thalberg hatıra ödülü sahibi, 20.yüzyılın en büyük yönetmenlerinden biri, Ingmar Bergman, 89 yaşında aramızdan ayrıldı.

İsveç’te 10 yıl boyunca yönetmenlik yaptıktan sonra, 50′lerin bol ödüllü filmlerinden olan Smiles of a Summer Night (Yaz Gecesi Gülüşleri), The Seventh Seal (Yedinci Mühür), Wild Strawberries (Çılgın Çilekler, Oscar adayı) ve The Magician (Sihirbaz) ile ününü İskandinavya’nın ötesine taşıdı. Bu noktadan sonra artık Bergman ismi uluslararası tanınırlığa sahipti. Kariyerinin ilk yıllarında inanç arayışını konu alan film örnekleri gözlenirken zamanla, ölüm korkusunu yenerek, kurtuluşun daha çok insanın elinde olduğunu işlemeye başlamıştı.

Yokluğu derinden hissedilecek olan Ingmar Bergman, filmleri ile ölümsüzler arasındaki yerini çoktan aldı.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.